oesmergelecek:

Bir kadın ve Üç Şair
Tomris Tamer’e aşık Cemal Süreya ve Cemal Süreya’ya aşık Tomris Tamer. İkisi de evli, birbirleri için eşlerinden ayrılırlar “Türk edebiyat tarihinin en verimli aşkı” olarak anılacak bir ilişkiye adım atarlar. Bu ilişki hem enteresan, hem dillere destan. Yakınları ikisi de bu dünyadan ayrıldıktan sonra şu hikayeyi anlatırlar: “Her akşam işten çıkıp şıp diye eve damlıyordu Cemal Süreya. Bir gün Tomris, ‘Biraz gez dolaş, arkadaşlarınla falan buluş’ dedi. Ertesi gün geç geldi Cemal Süreya, daha ertesi gün de, hep geç geldi. Bu akşamlardan birinde, örtü silkelemek için pencereyi açan Tomris, apartmanın girişinde oturan Cemal’i gördü ve gerçek ortaya çıktı. Her akşam iş çıkışı eve geliyor ama aşağıda oturup ‘gecikiyordu’ Cemal Süreya… Tomris tarafından durumun adı derhal kondu: Şahsiyet Rötarı…”

Tomris, Cemal Süreya’nın aşk ve cinsellik dolu şiirlerine konu olur. 3 yılın sonunda aşkları biter. Bu dönemde Tomris, eşinden yeni ayrılmış olan Turgut Uyar’la tanışır. Şiir üzerine başlayan mektupları, aşk mektuplarına dönüşür. Evlenirler. Tomris, Tomris Uyar olur. Turgut Uyar’ın ölümünden sonra,Tomris ilişkileriyle ilgili olarak şunları söyler : “Turgut, beni her an elinden kaçıracakmış gibi gereksiz bir kaygıyla yıpranacak; ben de hiçbir rekabetin söz konusu olmadığı bir alanda, boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım.”
3. şairse Tomris’e hep uzaktan,platonik bir aşkla bağlı olan Edip Canseverdir. Boğaz kenarındaki meyhanelerden birinde başbaşa oturdukları rakı masasında Cansever’in bir peçeteye yazdığı dize ise dilden dile dolaşır: “Tomris rakıyı çok severdi, bense onu…”
"Cemal Süreya’ya içki içmesini ben öğrettim."-Edip Cansever
“Edip’e şiir yazmayı ben öğrettim.”-Cemal Süreya
“Bu ikisi bunu tartışırken ben de gittim Tomris’le evlendim.”-Turgut Uyar
“Sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. Bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu Edip Cansever öğretti bana.”-Tomris Uyar

oesmergelecek:

Bir kadın ve Üç Şair

Tomris Tamer’e aşık Cemal Süreya ve Cemal Süreya’ya aşık Tomris Tamer. İkisi de evli, birbirleri için eşlerinden ayrılırlar “Türk edebiyat tarihinin en verimli aşkı” olarak anılacak bir ilişkiye adım atarlar. Bu ilişki hem enteresan, hem dillere destan. Yakınları ikisi de bu dünyadan ayrıldıktan sonra şu hikayeyi anlatırlar: 
“Her akşam işten çıkıp şıp diye eve damlıyordu Cemal Süreya. Bir gün Tomris, ‘Biraz gez dolaş, arkadaşlarınla falan buluş’ dedi. Ertesi gün geç geldi Cemal Süreya, daha ertesi gün de, hep geç geldi. Bu akşamlardan birinde, örtü silkelemek için pencereyi açan Tomris, apartmanın girişinde oturan Cemal’i gördü ve gerçek ortaya çıktı. Her akşam iş çıkışı eve geliyor ama aşağıda oturup ‘gecikiyordu’ Cemal Süreya… Tomris tarafından durumun adı derhal kondu: Şahsiyet Rötarı…”

Tomris, Cemal Süreya’nın aşk ve cinsellik dolu şiirlerine konu olur. 3 yılın sonunda aşkları biter. Bu dönemde Tomris, eşinden yeni ayrılmış olan Turgut Uyar’la tanışır. Şiir üzerine başlayan mektupları, aşk mektuplarına dönüşür. Evlenirler. Tomris, Tomris Uyar olur. Turgut Uyar’ın ölümünden sonra,Tomris ilişkileriyle ilgili olarak şunları söyler : “Turgut, beni her an elinden kaçıracakmış gibi gereksiz bir kaygıyla yıpranacak; ben de hiçbir rekabetin söz konusu olmadığı bir alanda, boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım.”

3. şairse Tomris’e hep uzaktan,platonik bir aşkla bağlı olan Edip Canseverdir. Boğaz kenarındaki meyhanelerden birinde başbaşa oturdukları rakı masasında Cansever’in bir peçeteye yazdığı dize ise dilden dile dolaşır: “Tomris rakıyı çok severdi, bense onu…”

"Cemal Süreya’ya içki içmesini ben öğrettim."
-Edip Cansever

“Edip’e şiir yazmayı ben öğrettim.”
-Cemal Süreya

“Bu ikisi bunu tartışırken ben de gittim Tomris’le evlendim.”
-Turgut Uyar

“Sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. Bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu Edip Cansever öğretti bana.”
-Tomris Uyar

9 Ekim, 2014 tarihinde gönderildi

Yeniden bloglanılan yer oesmergelecek

uykununefendisi:

wildboysandwhiskey:

angelclark:

99-Year-Old Lady Sews A Dress A Day For Children In Need 

Lillian Weber, a 99-year-old good Samaritan from Iowa, has spent the last few years sewing a dress a day for the Little Dresses For Africa charity, a Christian organization that distributes dresses to children in need in Africa and elsewhere.

Weber’s goal is to make 1,000 dresses by the time she turns 100 on May 6th. So far, she’s made more than 840. Though she says she could make two a day, she only makes one – but each single dress she makes per day is personalized with careful stitchwork. She hopes that each little girl who receives her dress can take pride in her new garment.

This is so incredibly precious, this actually makes me tear up with happiness!

YA BU ÇOK GÜZEL :(

3 Ekim, 2014 tarihinde gönderildi

Yeniden bloglanılan yer Diyeceklerim Bu Kadar

Kaynak angelclark

halimmmduman:

tekadamm:

İtalo Calvino’nun bir hikâyesidir. Âşık olduğu sevgilisinin her anını fotoğraflamaya karar verir adam. Giderek bir saplantıya dönüşür bu. O kadar çok fotoğraf çekmeye başlar ki, sonunda kadın bıkar ve gider. Bu kez adam, kadının yokluğunun fotoğrafını çekmeye başlar. Kadın “her yerde olmadığı” için her şeyin ve her yerin fotoğrafını çekmeye başlar adam, her anın fotoğrafını. Giderek kadının yokluğu, var olan her şeye yayılmaya başlar böylece. Onun gibi bir şey işte.O yüzden bir genç adam da elinde kara bir boyayla dolaşıyor İstanbul’da bugünlerde. Her yere yazıyor:“Ne olur geri dönme”Belki önce kızın geçme ihtimali olan yerlere yazıyor. Sonra biraz düşününce başka yerlere. Sonra geceleri aklına geliyor kızın şehrin herhangi bir yerinde, orasında ya da burasında olabileceği, şuraya ya da buraya işinin düşebileceğini. Gidip oralara da yazıyor:“Ne olur geri dönme”Bunun ne acıklı olduğunu, ne korkunç bir alışmak olduğunu biliyor adam. Peki kadın biliyor mu? Adamın nasıl bir isyan ve inatla ağulu aşkı başından kovmaya çalıştığını? Geri dönse adamın yeniden bütün şehri dolaşacağını… Bütün şehri dolaşıp tek tek o yazıların üzerini daha da kara bir boyayla kapatmaya çalışacağını… Hayatın maskarası olduğunu düşünüp düşünüp enayiliğine ağlayacağını. Şimdi, bugün, hayatın karşısında böyle maskara olmamak için bağıra bağıra yazdığını o cümleyi:“Ne olur geri dönme”Ve bunun dünyanın en güçlü geri dön çağrısı olduğunu.İstanbul’da genç bir erkek, bugün, delirircesine istiyor bir kadının geri dönmesini. Şehir duvarlarının manşetlerine taşıyor bunu. O adama işte, kolay gelsin diyorum.

Vay be

halimmmduman:

tekadamm:

İtalo Calvino’nun bir hikâyesidir. Âşık olduğu sevgilisinin her anını fotoğraflamaya karar verir adam. Giderek bir saplantıya dönüşür bu. O kadar çok fotoğraf çekmeye başlar ki, sonunda kadın bıkar ve gider. Bu kez adam, kadının yokluğunun fotoğrafını çekmeye başlar. Kadın “her yerde olmadığı” için her şeyin ve her yerin fotoğrafını çekmeye başlar adam, her anın fotoğrafını. Giderek kadının yokluğu, var olan her şeye yayılmaya başlar böylece. Onun gibi bir şey işte.
O yüzden bir genç adam da elinde kara bir boyayla dolaşıyor İstanbul’da bugünlerde. Her yere yazıyor:

“Ne olur geri dönme”

Belki önce kızın geçme ihtimali olan yerlere yazıyor. Sonra biraz düşününce başka yerlere. Sonra geceleri aklına geliyor kızın şehrin herhangi bir yerinde, orasında ya da burasında olabileceği, şuraya ya da buraya işinin düşebileceğini. Gidip oralara da yazıyor:

“Ne olur geri dönme”

Bunun ne acıklı olduğunu, ne korkunç bir alışmak olduğunu biliyor adam. Peki kadın biliyor mu? Adamın nasıl bir isyan ve inatla ağulu aşkı başından kovmaya çalıştığını? Geri dönse adamın yeniden bütün şehri dolaşacağını… Bütün şehri dolaşıp tek tek o yazıların üzerini daha da kara bir boyayla kapatmaya çalışacağını… Hayatın maskarası olduğunu düşünüp düşünüp enayiliğine ağlayacağını. Şimdi, bugün, hayatın karşısında böyle maskara olmamak için bağıra bağıra yazdığını o cümleyi:
“Ne olur geri dönme”

Ve bunun dünyanın en güçlü geri dön çağrısı olduğunu.

İstanbul’da genç bir erkek, bugün, delirircesine istiyor bir kadının geri dönmesini. Şehir duvarlarının manşetlerine taşıyor bunu. O adama işte, kolay gelsin diyorum.

Vay be

28 Eylül, 2014 tarihinde gönderildi

Yeniden bloglanılan yer Arşiv.

Kaynak tekadamm

zeynepverep:

Kadınları kanlı etekleriyle koğuş koğuş dolaştırdılar12 Eylül’ün tanığı ve mağduru 32 kadının anlatımlarında yer alan bazı ifadeler şöyle:- “Elektrik dâhil bütün işkence yöntemlerini yaşadık ama en ağırı cinsel işkenceydi.”- “Tecavüz ettikleri kadınları kanlı etekleriyle koğuş koğuş dolaştırdılar.”- “Kocasının yanına getirdiler kadını, sordular ‘Kim bunun kocası’ ardından da ‘Şimdi tecavüz etmeye götürüyoruz’ dediler.”- “Etekleri başlarımıza geçiriyor, altımızın çıplak olmasını sağlıyor, ‘gez’ diyorlardı.”- “Sütyenlerimize elektrik veriyorlardı.”- “Banyodan çıkıp bornozla karşımıza gelirler ve bize baka baka mastürbasyon yaparlardı.”- “En büyük işkence başka kadınların çığlıklarını dinlemekti”- “11 yaşında ikiz oğulları olan arkadaşımızın, oğullarına işkence yapıp sesini ona dinletmişlerdi.”- “Lağım sularının içine zorla kadınları soktular.”- “Serbest bırakıldım ve eve gittim. Beni yıllarca görmeyen annemin bana ilk dediği şey, ‘Bunca yıl ,neredeydin?’ olup, kızlık muayenesine götürdü.”Eylülün Kadın yüzleri adlı belgeselınde işkence goren Kadınların anlattıgı bazı işkence yöntemleri..

zeynepverep:

Kadınları kanlı etekleriyle koğuş koğuş dolaştırdılar
12 Eylül’ün tanığı ve mağduru 32 kadının anlatımlarında yer alan bazı ifadeler şöyle:

- “Elektrik dâhil bütün işkence yöntemlerini yaşadık ama en ağırı cinsel işkenceydi.”

- “Tecavüz ettikleri kadınları kanlı etekleriyle koğuş koğuş dolaştırdılar.”

- “Kocasının yanına getirdiler kadını, sordular ‘Kim bunun kocası’ ardından da ‘Şimdi tecavüz etmeye götürüyoruz’ dediler.”

- “Etekleri başlarımıza geçiriyor, altımızın çıplak olmasını sağlıyor, ‘gez’ diyorlardı.”

- “Sütyenlerimize elektrik veriyorlardı.”

- “Banyodan çıkıp bornozla karşımıza gelirler ve bize baka baka mastürbasyon yaparlardı.”

- “En büyük işkence başka kadınların çığlıklarını dinlemekti”

- “11 yaşında ikiz oğulları olan arkadaşımızın, oğullarına işkence yapıp sesini ona dinletmişlerdi.”

- “Lağım sularının içine zorla kadınları soktular.”

- “Serbest bırakıldım ve eve gittim. Beni yıllarca görmeyen annemin bana ilk dediği şey, ‘Bunca yıl ,neredeydin?’ olup, kızlık muayenesine götürdü.”

Eylülün Kadın yüzleri adlı belgeselınde işkence goren Kadınların anlattıgı bazı işkence yöntemleri..

21 Eylül, 2014 tarihinde gönderildi

Yeniden bloglanılan yer Arşiv.

Kaynak zeynepverep